ABD’ye İhracatta Türkiye’nin Vergisel Konumu ve Rekabet Analizi
Bu makale, 2025 itibarıyla ABD’nin yeni gümrük vergileri kapsamında Türkiye’nin vergisel konumunu ve rekabet avantajlarını, Avrupa Birliği (AB) ve Asya ülkeleriyle karşılaştırmalı olarak değerlendirmektedir.
Analiz, ihracat odaklı Türk üreticilerinin özellikle FDA, USDA, ve EPA gibi düzenleyici kurumlarla ilişkili ürünlerde (gıda, kozmetik, medikal cihaz) ABD pazarındaki pozisyonunu anlamaya yöneliktir.
1. ABD’nin Yeni Gümrük Vergileri (2025 Güncel Durum)
ABD yönetimi 2025 ortasında “tariff realignment” adı altında yeni bir gümrük politikası duyurdu. Bu politika, Çin, Vietnam ve Meksika gibi ülkelerden gelen düşük maliyetli ithalatı sınırlayarak yerli üretimi korumayı hedeflemektedir.
Ancak Türkiye, bu yeniden yapılanmada stratejik bir partner olarak değerlendirilmiş ve görece düşük oranlı tarifelere tabi tutulmuştur.
Örneğin; Çin’den gelen bazı elektronik ürünlerde gümrük vergisi %100’e kadar yükseltilirken, Türkiye menşeli ürünler için ortalama oran %15 seviyesinde kalmıştır. Bu oran, Avrupa Birliği ülkeleriyle neredeyse eşit düzeydedir.
2. Türkiye’nin ABD Açısından Konumu
ABD, Türkiye’yi mevcut ticaret stratejisinde “ne Çin kadar agresif ne de AB kadar korumalı” bir denge ülkesi olarak konumlandırmıştır. Türkiye menşeli ürünler hâlen 'Most-Favoured-Nation (MFN)' muamelesi görmekte olup, bu da ABD’nin Dünya Ticaret Örgütü (WTO) kapsamında uyguladığı standart tarifelerden yararlanması anlamına gelmektedir.
Bu durumda Türkiye, yüksek tarife riski altında değildir; ancak 'Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi (GSP)' hala askıda olduğundan, bazı gelişmekte olan ülkelere tanınan sıfır tarife avantajı Türkiye için geçerli değildir.
3. Türkiye’den ABD’ye İhracatta Vergisel Avantaj ve Dezavantajlar
Avantajlı yönler:
• Çin’e yönelik yüksek tarifeler sonrası Türkiye, ABD için ikame tedarikçi konumundadır.
• AB ile benzer gümrük oranları (%10–15) nedeniyle rekabet dezavantajı yoktur.
• Türkiye’nin üretim maliyetleri AB’ye kıyasla daha düşüktür.
• Bazı ürün gruplarında (doğal taş, tekstil aksesuarı vb.) hâlen duty-free (0%) rejim geçerlidir.
Dezavantajlı yönler:
• GSP programının askıda olması nedeniyle bazı sıfır tarife avantajlarından yararlanılamamaktadır.
• FDA, FSVP, EPA, USDA gibi teknik regülasyonlar gümrük vergisinden daha büyük engel teşkil etmektedir.
• Lojistik maliyetleri, özellikle Doğu ABD limanlarına sevkiyatta AB ülkelerine kıyasla bir miktar yüksektir.
4. AB ve Rakip Ülkelerle Karşılaştırma
Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye’nin gümrük tarifesi seviyesi benzerdir. Ancak Türkiye’nin üretim maliyetleri, işçilik ve enerji giderleri açısından daha avantajlı olduğu görülmektedir. Çin ve Vietnam gibi ülkeler ise ABD’nin 2025 tarifeleriyle ağır şekilde etkilenmiş, %25 ila %60 arasında artışlarla karşı karşıya kalmıştır.
Bu durumda Türkiye, 'yüksek regülasyon uyumu' ve 'orta seviye vergi yükü' dengesiyle ABD için ideal tedarikçi konumuna gelmiştir.
5. FDATURK ve Benzeri Firmalar Açısından Değerlendirme
FDATURK, Maddy Global ve Cosmeuro gibi danışmanlık ve üretim odaklı kuruluşlar için mevcut tablo önemli fırsatlar yaratmaktadır. ABD’ye doğrudan ihracatta ortalama %15 veya altında kalan gümrük vergileri, ürün bazında doğru HTS kodlamasıyla %0’a kadar indirilebilir. Ayrıca FDA, MoCRA ve FSVP uyum süreçleri tamamlandığında regülasyon kaynaklı engeller büyük ölçüde ortadan kalkar.
Menşe belgeleri (Certificate of Origin, ATR vb.) doğru hazırlandığında Türkiye menşeli ürünler ABD pazarında hem vergisel hem de lojistik açıdan rekabetçi hale gelmektedir.
6. Sonuç ve Değerlendirme
Genel olarak değerlendirildiğinde, Türkiye 2025 itibarıyla ABD’ye ihracatta vergisel açıdan avantajlı bir konumdadır. ABD’nin yeni tarife politikası Türkiye’yi yüksek riskli ülkeler kategorisine dahil etmemiş, aksine dengeli bir partner olarak konumlandırmıştır. Ortalama %10–15 aralığındaki vergiler, üretim maliyeti avantajıyla birleştiğinde Türk ihracatçısı için güçlü bir fırsat sunmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye'nin ABD’ye ihracatında vergisel konumu avantajlı, ancak regülasyonlara uyum süreci başarıyla yönetilmediği takdirde bu avantajın kaybolma riski bulunmaktadır.